|
|
 
|
Kalite Üret ve Marka Ol ! |
|
Dünyanın belli ülkelerinde ev
tekstili sektörü öncelikli hâle
geldi artık. Zira, hazır giyimde
üreticiler, dolayısıyla da
tüketiciler doyum noktasına ulaştı.
Yakın gelecekte Türkiye, hem kendi
markalarını dünyaya açacak hem de
IKEA gibi çok önemli mağazalara ev
sahipliği yapacak. 20 milyar
dolarlık dünya pastasının henüz 1,5
milyar dolarını alan Türkiye bu
sektörde dördüncü sırayı kapmış
durumda. En büyük payı ise 3,7
milyarla Çin alıyor. Ev tekstilinin
bu denli önemli hâle gelmesinin
önümüzdeki günlerde iç piyasada da
hareketliliğe sebep olması
bekleniyor. Örneğin, Küçükçalık
grubu “Premier” markasıyla ev
tekstilinde atağa geçti bile.
Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu
Başkanı Yaşar Küçükçalık, tekstil
sektöründe bugün en üst düzeye
geldiklerini, bu sebeple markalaşmak
istediklerini vurguluyor. Ancak bu
sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi
için Türkiye’nin markalaşma
süreciyle doğru orantılı yürümesi
gerektiğini vurguluyor. Daha çok
markanın çıkabilmesi için de
öncelikle Türkiye’nin marka
oluşturabilecek platforma gelmesi
gerekiyor.
Küçükçalık, daha çok ihracatla ön
plana çıkan bir grup. Güzel güzel
yurtdışına ihracat yapmak varken
neden markalaşmaya karar verdiniz?
2005 yılından itibaren dünya
pazarlarında maliyet ve marka
mücadelesinin daha ön plana çıkması
bekleniyor. Bu noktada üretim
kalitesini oluşturan hammaddeden
tasarıma kadar her konuya daha fazla
önem vermek, sektördeki küresel
yaklaşım ve değişimleri daha
yakından takip etmek ve
markalaşmayla pazarlamaya daha fazla
yatırım yapmak gerekiyor. Türkiye,
ev tekstili sektöründe genel
profilin aksine önemli üretici
gruplarının dahil olduğu, ileri
teknolojiyi etkili bir şekilde
kullanan ve özellikle de son
yıllarda teknolojiyi modayla
buluşturan önemli bir ülke. Her ne
kadar konjonktürel olarak rekabet
sorunları yaşasa da bornoz, havlu,
yatak çarşafı gibi ürünlerde dünya
pazarlarında ciddi kapasiteler
oluşturmuş durumda. Ancak bu konuda
çok fazla öne çıkmış marka
bulunmuyor. Bu sağlıklı ortamı
yakaladık ve iç piyasada markamızı
canlandırmaya karar verdik.
Üretim yapmakla iş bitmiyor, bundan
sonra rekabetin şekli değişiyor
anlaşılan.
Dünyada süratle genişleyen
talebe bağlı olarak kat edilecek
daha çok mesafe var. Sektörün kalite
üretme konusunda bir sıkıntısı
kalmasa da katma değeri artırma
konusunda yapılacaklar henüz
tükenmiş sayılmaz. Çağımız üretim
faktörlerinin katma değer üretmeye
yetmediği bir çağ. Malınız ne kadar
kaliteli olursa olsun kalite tek
başına tercih edilmenizi sağlamıyor.
Farklı coğrafyalardaki tüketici
gruplarının ihtiyaç ve beğenilerini
karşılayacak düzeyde tasarlanmış
olmalı.
Daha düne kadar hep yurtdışına
yönelmişken şimdi birden iç piyasaya
dönüp markalaşmadan söz ediyorsunuz.
Ne oldu da böyle bir karara
vardınız. Markalaşmada geç
kalmadınız mı?
Doğru, biz bugüne kadar hep
malımızı sattık, markamızı
satamadık. Küçükçalık, şimdiye kadar
daha çok ülke dışına ağırlık verdi.
Ağırlıklı olarak çalışmalarımız
ihracat bazında oldu. Geçmiş
yıllarda hemen hemen her üç yılda
bir kriz yaşayan bir ülkeydik. Adeta
memleketin sahibi yoktu. 2001 yılını
hatırlamak bile istemiyorum. Kese
kağıdı oyunu vardı Türkiye’de.
Paranın güvenirliği yoksa kese
kağıdından farkı yoktur. Para
güvenilir olduğu zaman değerlidir.
Bugüne kadar memleketi kese
kağıdıyla soydular. Biz bütün
yatırımlarımızı döviz bazında
yapıyoruz. Döviz cinsinden
borçlandığımız için gelirimizin de
döviz cinsinden olması gerekiyordu.
Bu nedenle hep ihracata dönük
çalıştık. Bugün hesabını kitabını
bilen yöneticiler var artık.
Türkiye’de başlayan istikrar havası
bizim de iç piyasada bir şeyler
yapabileceğimizi gösterdi.
Dünyada tekstil sektörü hangi
noktaya doğru gidiyor?
Dünyada tekstil üretimi
batıdan doğuya doğru bir hareket
halinde. 1930’larda Amerikan bezi
vardı. 1950’lerde de İngiliz kumaşı.
Daha sonraki yıllarda Fransa’nın
ağırlığı hissedildi. Erkek giyiminin
tepeye vurduğu 1970’lerde İtalyan
modası hakimdi. Bugün modanın
merkezi Milano oldu. Şimdi şöyle bir
baktığımızda 6-7 yıldır Türkiye,
İtalya’ya mal satmaya başlamış.
Ancak 25 yıl sessiz sedasız durmuş.
Şimdi ise sektör, yavaş yavaş yine
doğuya doğru yol almaya başladı.
Bulgaristan ve Romanya’ya
taşınıyoruz. Ülke olarak ağlamayı
sızlamayı bırakıp markalaşmaya doğru
adım atmalıyız. Bana gelişmekte olan
bir ülkenin markasını gösterebilir
misiniz?
Evet; Galatasaray.
O gelişmişlik dönemimize denk
geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin
markası yok; gelişmiş ülkelerin
markası var. Bugün bakın Güney
Kore’ye. 1997’nin Kore’siyle 2000’in
Kore’si arasında çok fark var. 1997
yılında doğru düzgün araba yok iken
2000’li yıllara baktığınızda
caddelerdeki otomobillerin hepsi
kendi markalarından oluşmuş Amerikan
tipi lüks arabalar. Kore’de bir tane
yabancı araba göremezsiniz.
Ev tekstilinde oluşturduğunuz
Premier markası tüketiciyle nasıl
buluşacak. Bu buluşma noktasında bir
sloganınız olacak mı?
Şimdilik Olivium Alışveriş
Merkezi’nde bir örnek mağazamız
bulunuyor. Premier markasını
Türkiye’nin bin ayrı noktasında
tüketiciyle tanıştıracağız. Genelde
gelişmiş ülkenin halkında kendine
bir güven görürsününüz. Türkiye’de
artık en çok ihtiyaç duyulan şey
kimlik. İllâ ki markanızın bir
kimliği olmalı. Kolunuzdaki
saatlerin markasını silin kiloluk
demir yığını görürsünüz. Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, “Avrupa
Birliği’ne girmek amaç değil, araç”
diyor. Bizim bir kimliğimiz var
demek istiyor. Biz de Premier’de
kendi kimliğimizi, kendi
zevklerimizi, kendi kültürümüzü
yansıtmak istiyoruz. Artık bütün
dünyada zevklerde bir globalleşme
yaşanıyor. Ortak zevkler var. Onun
için biz, “önce Akdenizliyiz” dedik
Türk markası mı, yoksa dünya markası
mı olacak?
Önce kendi memleketinde sonra
da yurtdışında marka olacak.
Amacımız insanlara sadece ürün
satmak değil, aynı zamanda zevk
satacağız.
Müşteri profiliniz hangi kesimden
olacak?
Ürünümüzü A gelir grubu
kabullenecek, C grubu erişebilecek.
Ama hedefimiz B gelir grubu olacak.
Kalitemizden ödün vermeden her
kesime hitap edeceğiz.
Hazır perdeye Türkiye henüz alışık
değil. Tüketici bu değişime uyum
sağlayabilecek mi?
Doğru. Hâlâ ölçülerimizin bir
standardı yok. Öte yandan perdenin
dışında yatak ya da masa örtüsünde
belli bir standart oluşmuş durumda.
Önceden perde pahalı bir emtiaydı.
Bugün pahalı değil artık. Son
zamanlarda Türkiye’de de ürün
çeşidinin artması ve fiyatların
düşmesiyle birlikte pazarda derinlik
oluşmaya başladı. Eskiden 8 yılda
bir perde değiştirilirdi. Bu oran
Avrupa’da 2,5, Amerika’da ise yılda
birdi. Çünkü bu ülkelerde vatandaş
hazır perde alıyor.
Sizin evde kaç yılda bir
değiştiriliyor?
Yeni taşındığım için bir buçuk
yılda bir değiştirmiş olduk.
Ev tekstilinde birçok marka yol aldı
gidiyor. Markalaşma konusunda geç
kaldığınızı düşünmüyor musunuz?
Ev tekstili sektöründe şu anda
çok önemli bir marka yok. Dünyaya
baktığınızda da ev tekstilinde çok
önemli markaların olmadığını
görürsünüz. Otomotivde bir sürü
marka bulunur. Giyimde markadan
geçemezsiniz; kravat markalarını
sıralaya sıralaya bitiremezsiniz. Ev
tekstilinde ise neden olmadığını
henüz ben de çözebilmiş değilim.
Mobilya markaları ev tekstiline
doğru kayıyor. Çünkü birbirini
tamamlayan ürünler. Sizin de mobilya
sektörüne geçme durumunuz var mı?
Dünyaya baktığımızda örneğin
“IKEA” marangozluktan gelmedir. Hâlâ
bazı mobilya üretimlerini kendileri
yapıyor. Evle ilgili her türlü ürünü
konsept satıyorlar. Bu Türkiye’de
henüz yok. Türkiye bu duruma artık
hazır olmalı. Genel olarak dünyaya
baktığınızda marka mağazaları
bulunur. Gucci’yi her yerde
bulabilirsiniz. Gucci olmuş ev
tekstili markası diyemezsiniz. Onun
için biz öncelikle markaya yatırım
yapmak istiyoruz. Türkiye’de şu an
bizden önce çıkmış markaya yatırım
yapmış şirket yok denecek durumda.
İç pazardaki tüketiciye bugüne
kadarkinden daha farklı bir hizmet
sunmak bizim öncelikli amacımız.
Arşive
Geri Dön |
|
 |

|
|
Ana Sayfa | Ürünler |
Ulaşım-İletişim |
Hakkımızda |
Mail-Msn |
Web Hizmetleri |
Diğer |
Sitemap

|