Varlığa ve değerlere ait hakikatler için
"başkasına" inanış başlıca temeli teşkil
eder;orada "başkası", başka insanlar ve Mutlak
Varlık'tır.Böyle bir temel olmasaydı,lisan boş
bir kalıptan ibaret kalırdı.
Nesne,kendi
içinde birlik ve ayrılıktır,ayrılık içinde
birliktir.
Bir şey,belirli
varlığına,sadece sınır içinde sahiptir.
Dış
nesnelerin idrakı hasselere ait
intibalara o derece az bağlıdır
ki,mesela yanımızdan gitgide uzaklaşan
bir insan,gerçekten küçülüyor gibi
görünmez.Halbuki "retinadaki" imaj
küçüldüğü için,idrakında küçülmesi
gerekirdi.
Hayat,mekansız fakat zaman içinde geçen
bir varlık olduğu halde "malûm" adını
verdiğimiz şey,yalnız mekân üstü
değil,aynı zamanda mekân üstüdür de.
Her
şeyden önce yapmaya mecbur
olduğuna,hürriyetinin nerede bulunduğuna
ve yaradılışının senden yapmış olmanı
istediği şeyi yapıp yapmadığına dikkat
etmek...
Nitelik,dışarıda bıraktığı şeyle
ilişkilidir;çünkü o,kendi başına mutlak
olarak değil,başka bir nitelik var
olmadıkça kendi başına var olacak
şekilde vardır.Biz,her noktada,şeyi
sınırlayacak ve onu başka şeyden ayırt
edecek niteliklere varırız.Onun
görünüşteki istikrarı ve açıklığı
böylece sonsuz ilişkiler zincirine
ayrılır.
*Akıl,
dilin kökü değil,onun neticelerinden
biridir.Çünkü dil de zaten"maddi olmayan
bir alet" tir.
*Varlığa
ve değerlere ait hakikatler için
"başkasına" inanış başlıca temeli teşkil
eder;orada "başkası", başka insanlar ve
Mutlak Varlık'tır.Böyle bir temel
olmasaydı,lisan boş bir kalıptan ibaret
kalırdı.
Güneşin
batması bir köylünün aklına hiçte
estetik olmayan akşam yemeği düşüncesini
getirdiği gibi,bir fizikçinin zihninde
de, aslında ne güzel ne de çirkin,sadece
doğru veya yanlış olması muhtemel "tayf"
tahlili fikrini canlandırır;güneş ancak
düşüncenin iç vaziyetinde,ona sanatkar
gözü ile bakan için güzeldir.Şu halde
estetik "ruhiliğin" bir yönünden
ibarettir.
*Suçu
doğuran şey fiil değildir.Cürümü meydana
getiren,kötü niyet ve kasıttır.Yani o
fiili işleyenin,işlediği fiilin kötü
olduğunu bilmesidir.Yoksa bir fenalık
yapan kimse,şayet işlediği fiilin fena
olmadığına samimi olarak inanabilmiş
ise,bu kimsenin vicdanı pak kalmış ve
kirlenmemiş demektir;bu demektir ki,bu
kimse hakikat önünde suçlu değildir.
*Şairleri
coşkunluğu,okuyana da geçer;ama bu
heyecanın manası anlaşılmaz.Çizilen
tablolarda bilinen dünyadan çok başka
bir dünya ile karşılaşılır.Bu manzaralar
harikuladedir,çünkü bir dahinin
dikkatini çekmişlerdir; serseri ve
kayıtsız bir dikkat tesadüfen o
manzaralar üzerinde durmuş.Tasvir
sanatının en büyük hüneri:Sis.Sanatçının
görevi,tabiatı örten çirkinlik ve
manasızlık örtüsünü şöyle bir
aralayıvermek;bize "bak ve gör!"
demek,sonra kaybolmak.
İnsan,bir başkasında neyi
değiştirebiliyorsa,ancak ona sahiptir.