Devlet,iktidarın müesseseleştiği yerde
kendisini gösterebilmektedir
müesseseleşme de,iktidarın,onu kullanan
organlara değil,sürekli karaktere sahip
bir müesseseye,yani devlete aidiyeti ile
gerçekleşmede,buda bir ana teşkilat
olarak kendisini tezahür ettiren tanzimi
nitelikteki bir tasarrufla
sağlanmaktadır.
Tarihte,iktidarın her zaman güzel
sanatların yardımını istediklerini
görüyoruz.Neden ? Bunun cevabı
güç.İktidarın bulunduğu her yerde
iktidar ve güzel sanatlar arasında bir
ittifak kurulmak istendiği
görülür.Ancak,sanatkarlar,şairler,
sezgileri ile hareket
ettiklerinden,kendilerine kolay kolay
emredilemez.
Bir duygunun
her etkisini ve
özünü,içte,karanlıkta,söylenemeyende,şuur
altında,akılla erişilmez olanda
olgunlaşmaya bırakmalı,büyük bir
alçakgönüllülükle hiç ses çıkarmadan
bekleyerek yeni bir aydınlığın yere
ineceği anı beklemeli.İşte ancak buna
sanat hayatı denir.
Hakikat, mutlak mıdır izafi midir?"herkes için,hakikat
olan,ona hakikat görünendir."tezinden beri,izafilik daima
"zan"ların farklı oldukları fenomenine,böylece de
sübjektivizme dayandı.Fakat burada gözden kaçan nokta,bu
halde izafi olanın hakikat değil,zanlar
olmasıdır.Birbirinden farklı olan zanlardan her birinin
kendisini hakiki bir zan olarak kabul etmesi,tek ve mutlak
bir hakikatin bulunmasını şart koşar.
Şey,başka
şeylere zıtlığıyla kendisi
olur.O,kendisinin zıddıyla veya kendisi
için oluşu,başkası için oluşuyla bir
birliktir.Başkaca dendiğinde,şeyin
cevheri,onun başka şeylere kendiliğinden
kurulan ilişkisinden süzülüp
çıkarılmalıdır.Bununla
birlikte,ilişkilerden cevheri çıkartmak
algının karı değildir.kavramcı zeka
yapabilir o işi.