Sıkıntı,insan
varlığının ayırt edici bir ruh hali
olarak görünür Sıkıntı,mahiyeti icabı "subjektif-enfusidir"
ve bu sebeple korku ile bir
tutulmamalıdır.
İfade, birinci
derecedir; kavram,ikinci derecedir.Birinci,ikinci
olmadan var olabilir;fakat
ikincisi,birinci olmadan var
olamaz.Nesirsiz şiir olur,fakat şiirsiz
bir nesir olamaz.
Sanatın
görünümleri,sıradan ve geçici var
oluştan daha hakiki bir var oluşa ve
daha üst seviyede bir gerçekliğe
karşılık olacaklardır.
Estetik,mevzu
olarak güzelin geniş imparatorluğuna
sahiptir.
Eskiden toplum
bilimi düşüncesi ile insan hürriyeti
arasında mutlak bir çelişki olduğu kabul
edilmekteydi;bilim kavramı o
zamanlar,kesin bir
"determinizm-muayyeniyetçilik" e
dayandırılmıştı.
Dil ve
çevre,her ikisi de insanın düşüncesinin
niteliğini belirlemekte etkili
olurlar;ilk fikirleri ona başkalarından
gelir.
En yetenekli
karakterler,belki de en çok
ürperebilenlerdir.
Pascal da
insandaki bütün bedbahtlığın tek bir
sebepten,yani bir odada sakin bir
şekilde oturmayı öğrenememiş olmasından
ileri geldiğini bulmuştur.
Aletler,kendilerini kullanmasını
bilenlerindir;bu,hakikatin kendisi,hatta
tamamıdır.Fransız ihtilalinin yahut
bütün ihtilallerin ifade edebildiği şey
bunun içindedir.Cesaret,insanda iyi veya
kötü ne varsa,hepsinin olduğu gibi
merhametinde kaynağıdır.
Ferdin,kafa,gönül ve ruhunun arzularını
harekete geçiren esrarengiz kuvvet,kör
ekonomik kuvvetlerin sırlarından çok
daha farklıdır.Birincisi hala bizimle
beraber,ikincisi ise kaybolmaya yüz
tutmuştur.
İlk
faaliyetlerimizin sebebini araştırıp
bulmak,fikirlerin kaynağına yeni baştan
dönmek ve bunları,yaradılışın
kendilerine çizmiş olduğu sınırlara
kadar takip etmek gerekir; bir tek
sözle,bütün beşer idrakını yenilemek
gerekir
İnsanlar,sadece
nasıl varlıklarını sürdüreceklerini
değil,nasıl bir hayat
yaşayabileceklerini de bilmek isterler.
Yaşam, yalnızca
satıh,ölüm ise derinliktir;birisi
zaman,diğeri ise ebediyettir.
Talakat ve
belagati,güzel yazmak veya güzel söyleme
iktidarını küçük görmüyorum.Fakat bazı
insanların bu meziyetlere en büyük yeri
vermelerini ret ve inkar ediyorum. Zira
bunlardan daha mühim ve esrarlı bir şey
daha vardır.
Düşüncenize
kendi varlığını yakalatmaya kalkacak
olursanız,suyu avuçlamaktan başka bir
şey olmaz yapabileceğiniz;çünkü
yaradılıştan her yana akan bir şeyi ne
kadar sarıp sıksanız,yakalamak
avucunuzun içine almak istediğinizi o
ölçüde yitireceksiniz
Ne ölümlülerin
ümitsiz hayatlarında pek bulamadıkları o
parlak altınlar,ne mücevherler,ne
insanların o kadar değer verdikleri
gümüş döşekler,ne engin ovalar; ağır
başakların kendi kendine bittiği
tarlalar,faziletli kimselerin
düşünceleri kadar parlak olamazlar.
Ruhi bir
veridir ki,adam öldürmenin tasdik edici
bir değeri vardır ve bu aynı zamanda
doktrinin bağlıları arasında,bunların
inançlarını kuvvetlendiren bir çeşit
ortak bağın meydana gelmesine yarar.
Başkalarının
zarar görüp görmeyeceklerine hiç aldırış
etmeden ahlaki prensiplere körü körüne
riayet etmeli midir ? yoksa kaidelere
körü körüne saplanmayıp şahısların
fiilen zarar görmelerini önlemeye
çalışmak mı doğrudur ?
Demokrasi,peşinde koştuğu büyük maksat
aracılığı ile ahlak seviyesini
yükseltmeye ne kadar gayret ederse
etsin,alışkanlıkları,ahlaki seviyesini
aşağılatır.Bir hareketin ahlaki
yani,ancak teferruatta kendini belli
eder.Çocukların yalnız emir ve nasihate
değil,daha çok örneğe ve esere ihtiyacı
vardır.
Ahlak
verilerini iyice kavramak istersek,hukuk
verilerinden yararlanmak gerekecek.Ahlak
ve hukuk birbirinden
ayrılmayan,birbirini tamamlayan bir ve
aynı verinin,bir ve aynı bütünlüğün iki
yönünden başka bir şey değildir.
İnsan,bir başkasında neyi
değiştirebiliyorsa,ancak ona sahiptir.